Site Rengi


Şair Nurhan KAYA ile Söyleşi

Şair Nurhan KAYA ile Söyleşi

Eçed ailesi olarak sizi tanıyabilir miyiz? Nurhan Kaya kimdir?

Yeni emekli Çocuk gelişimi öğretmeni Nurhan Kaya. Çok keyifle öğretmenlik yapan insanlarla beraber olmaktan özellikle çocuklarla bir arada olmaktan sonsuz mutluluk duyan birisiyim. Yazmayı ve okumayı çok seviyorum. Özellikle şiir, öykü dalında denemelerim oluyor. Okumayı çok seviyorum. Şiir okumayı çok seviyorum. Ve öğrencilerimi çok seviyorum.

Şimdi çocukluğumuza gidelim. Çocukluğunuzdan biraz bahseder misiniz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Şimdiki çocuklarla kıyaslanamayacak kadar dolu çocukluğumu yaşadım diyebilirim. Çünkü benim çocukluğumda telefon bile yoktu evlerde. Dolayısıyla telefon olayını bile oyuncakla yapardık. Çamurlarla oynardık. Bahçede oynardık. Ve bunları arkadaşlarımızla bir arada dolu dolu yaşardık. Dolayısıyla çocukluğumu, çocukluğun tadı anlamında dolu dolu yaşadım. İyi bilirim çocukluk yaşlarımı.

Çocukken en çok sevdiğiniz oyunu hatırlıyor musunuz?

“Cızz oyunu” vardı. Üç taşla oynanıyordu. Özellikle kar üzerinde bile şekli çizilerek oynanıyor. Büyük bir kare çizersiniz. Sonra onu karelere bölersiniz. Karşılıklı olarak üç taşla oynanır. Kışın karın üzerine çizip oynadığımızı hatırlıyorum. O çok büyük bir zevkti. “Beş taş” oynadığımızı hatırlıyorum. En sevdiğim oyunlar bunlardı. Bide oyunculuk oyunları oynardık. Evlerimizin bahçeleri vardı. Özellikle ilkokulu ikinci sınıftan itibaren bütün hayatım Ankara’da geçti. Ondan önce Erzurum Aşkale de ilkokula başladım. Orada geçen bir hayatım var. Ankara da Yenimahallenin Bahçeli evlerinde geçti çocukluğum. Kocaman kocaman bahçelerimiz vardı. Bahçelerde iki ağaç arasına evden çarşaf alır gererdik ve o perdenin önünde arkasında oyunculuk denemeleri yaptığımızı hatırlıyorum mesela. Çok keyif verirdi o bana. Ve ben hep sunucu olurdum. Rol verin derdim “Yok, yok sen sunucu ol” derlerdi. Ondan sonra ömrüm boyunca da sunuculuk yaptım. Çok sevdiğim keyifli oyunlardı bunlar.

Masal dinlemeyi sever miydiniz? Dinlemekten hoşlandığınız unutamadığınız masal var mıydı?

Evet. Özellikle iki dedemden de masal dinlemeyi çok severdim. Özellikle babamın babası olan rahmetli dedemin anlattığı dev masalı vardı. Devin koyunları varmış, koyunları kaçıyormuş. Bir tane çocuğu yakalamış… Hatırladığım kadarıyla, onu sürekli dedeme anlattırırdım. “Dede hadi dev masalını anlat” “Bugün başka masal anlatacağım” derdi çocukları toplardı. Akşamları biraraya geldiğimizde özellikle özel günlerde biraraya geldiğimizde büyükler bize masallar anlatırlardı. Çocukları toplarlar masallar anlatılır, oyunlar oynanırdı. Çok keyifliydi. Ve o dev masalını dedeme illaki her gün anlattırırdım. En sevdiğim masal o dev masalıydı.

Çocuk gözüyle bayramlarımız daha anlamlı ve güzel. 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramına çocuk Nurhanın gözüyle bakarsak neler görebiliriz? Neler söylemek istersiniz?

     Bir kere çok önemli. Tarihi açıdan incelemenin ötesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği değer dünyadaki çocuklara verilen tek bayram olması çok kıymetli. Bayram zaten adı üstünde coşku demek. Çocukluk coşkunun ta kendisi düşündüğümüz zaman ve Atatürk böyle güzel bir süreç içerisinde bu bayramı çocuklara armağan etmekle gerçekten çok büyük bir lütufta bulunmuş diye düşünüyorum. Çok önemli. Özel bir gün kutlanması Egemenliğimizin özgürlüğümüzün kutlanması anlamında çok kıymetli. Dolayısıyla çocuklarımız açısından milli bayramların kutlanması o coşkunun yaşanması ve yaşatılması çok önemli. 23 Nisanı da çocukluk anlamında düşündüğümüzde kesinlikle dolu dolu yaşatmamız gerekiyor çocuklara. O günün önemini. 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı sadece bir eğelence günü mü? Neden Atatürk bunu çocuklara armağan etmiş noktasında çocuklarımıza bunu doyasıya anlatmamız ve yaşatmamız gerekiyor. Günümüzde bayramların kutlanması noktasına bakıyoruz. Giderek bunun da azaldığını görüyorum. Orada iki sözcük söyleyerek iki şiir okuyarak bayram kutlamak değil. Ailelerin anne babaların da özellikle çocuklarına bu duyguyu yaşatmaları gerekiyor. Mesela ben hatırlıyorum Çocukluğumun 23 Nisan Bayramı denildiği zaman ilk olarak gözümün önüne geliveren Erzurum Aşkale’de tankın üzerine çıkarak o 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramında şiir okumam. Ve oradaki o müthiş duyguyu hala yüreğimde hissediyor olmam. Ondan sonraki sürece baktığımızda Ankaraya geliyoruz o arada, Ankara’da Hipodrumda olurdu bayramlar. Babam askerdi. Bayramlara çok önem verirdi. Milli bayramlara, tabiki dini bayramlara da aynı şekilde. Özellikle bayramlarda bizi mutlaka hipodruma götürürdü. Zaten okullarımızda törenler olur  ama o hipodrumdaki bayram törenleri ile çakışmazdı. Ve biz gideriz bayramlara. Kardeşim annemin kucağından inene kadar ki süreçte ben bayramları babamın omuzlarında hatırlıyorum. Babamın omuzuna çıkardım. Hipodrum kalabalık olurdu çünkü. Ve yukardan o bayramı rahatça izlememi sağlardı babam. Sonra kardeşim büyüyünce orayı kaptı tabiki. Ben babamın omuzuna çıkamaz oldum. Fakat hayatım boyunca yani üniversite yılları da dahil olmak üzere gerçekten o bayramları o coşkulu kutlamaları daha sonra TRT’nin kapsamında yürütülen çocuk bayramı içerisindeki eğlenceler, onlara katılma noktasında çok dolu dolu yaşadım. O ruhu yaşadım. Hala heyecanlanırım ben bayramlarda. Hala yüreğim pır pır atar böyle, o heyecanı yaşarım. Bunu da mutlaka çocuklarımıza özellikle de anne babaların bu duyguyu hissettirmeleri gerekiyor.

   Peki günümüz çocukların yaşadığı çocukluğu nasıl değerlendiriyorsunuz?

     Bir kere sosyal medya, sosyal ortam diyorlar ya yok sosyal hayatları yok bence. Çünkü bir insanla birarada olmak yok. Mesela bu pandemi sürecinde hepimiz en çok birilerine dokunmayı özledik, sarılmayı özledik. Şimdi arkadaşlarımla biraraya geldiğimizde uzaktan birbirimize selam veriyoruz ve içimiz gidiyor, sarılmak istiyoruz. Dokunmak çok önemli bir şey yani iletişimde o göz iletişimini sağlarken sesinizle karşı tarafa bir şeyleri ifade etmeye çalışırken aynı zamanda o mesafe de çok önemli. Günümüzün çocukları o mesafeyi yaşayamıyorlar. Uzaktan arkadaşlıklar kurmaya çalışıyorlar. Birarada olduğumuz zaman sosyal yapılanma içerisinde birçok olayı öğrenirsiniz. Paylaşmayı öğrenirsiniz, kavga edip sonunda tekrar barışmayı öğrenirsiniz, arkadaşınızın üzüntüsünü paylaşırsınız, bir telefon görüşmesinde bunları yapamazsınız mesela. Veya bu sosyal medyadaki görüşmelerinizle bunları gerçekleştiremezsiniz. Şimdi çocuklara baktığımız zaman gerçekten dört duvar içerisinde, bu sosyal ortamdan uzak, en çok bu sosyal ortam anlamında çocukluklarını yaşayamadıklarını düşünüyorum. Çünkü birarada olduğumuz zaman farklı fikirler de anında ortaya çıkıyor. Şimdi sosyal paylaşımlarla, telefonla, tabletlerle veya bilgisayarla bir şekilde yaptıkları paylaşımlarda anında fikirlerin ortaya çıkması çok zor. Mesela Zoom üzerinden toplantılar yaptık, çok güzel hepimiz de katıldık ama okulda yaptığımız toplantılarda duygularımızı o kadar güzel dile getiriyorduk ki söz alıyorduk, itiraz ediyorduk Şimdi zoom toplantısında fikirlerimizi söyleyemedik toplantı içerisinde. Çocuklar da aynı şekilde işte. O yüzden çocukların yaşıtlarıyla bir arada olmaları çok önemli. Çocukluklarını yaşayabilecekleri bu ortamların sağlanması çok önemli. Buna anne babanın özen göstermesi gerekiyor. Okullar bu anlamda çok önemli.

Çocuklara ne tür tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

       Sokağa çıksınlar, arkadaşları ile oynasınlar, bir şeyler yaratmaya çalışsınlar mesela öğrencilerim açısından düşünerek yorumluyorum: Son beş yıllık eski öğrencilerime bakıyorum, ondan önceki öğrenci grubuna bakıyorum bir proje konusunda bir fikir, bir öneri üretin dediğim zaman öğrenciler pek çok fikirle gelirdi. Şimdiki öğrenciler hazır bekliyor, hazır bilgi bekliyor ”Hocam bir ipucu verir misiniz? Hocam bir şeyler söyler misiniz? Ne yapacağım?”. Bir ipucu veriyorsunuz arkası gelmiyor ama… Çünkü hazır bekliyorlar, çünkü alışmışlar yani, bir ödev veriyorsunuz düğmeye basıyor oradan bir çıktı alıp getiriyor sana öğrenci. Özellikle çocukların yaratıcılığının geliştirilmesi konusunda onlara biraz daha özgür ve daha özgün vakitler verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu çok önemli bir nokta. Onun içinde eline kağıt kalem verin, eline tablet vereceğinize, tahta parçası vereceğinize, boyalar verin, çiviler verin, bir de yırtsın, parçalasın, onları çaksın, bir şeyler elde etsin abuk sabuk, bu onun özgün fikri ve özgün ürünü olsun. Bir şeyler yaratma yönünde onu yönlendirmenin çok önemli bir şey olduğunu düşünüyorum. Bunun da aslında burada sosyal paylaşımlar aracılığıyla özgün fikirler çıkması çok önemli. Yoksa tabiki internet üzerinden ve bilgisayarda o kadar güzel programlar var ki benim bile ilgimi çekiyor. Oturup başında uğraşıyorum. Bu arada fotoğrafçılıkla da uğraşıyorum. Mesela fotoğraf üzerinde bir takım değişiklikler yapmak, oynamalar… müthiş şeyler var aslında derya deniz… Çocuklar içinde aynı şekilde. Ama baktığınız zaman fotoğrafı çekmek farklı bir şey, onun üzerinde oynamak farklı bir şey. O anı yok ediyorsunuz aslında oynadığınızda. Çocuklar içinde anı yakalamak ve orada kendini ifade edebilmesini sağlayacak ortamlar yaratmak çok önemli diye düşünüyorum.

Nurhan öğretmenimize, bu güzel sohbeti için teşekkür ediyor EÇED ailesi olarak emekliliğini sağlıklı, mutlu bir şekilde geçirmesini temenni ediyoruz…

 HAZIRLAYANLAR : ÜMMİYE KARATAY DİKMEN – AYNUR ÖZKAN -NUR ÖZYEŞER CİNEL

01 Nisan 2021
111 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?